☠▄▀▄▀ ☠ҳ̸ҳ̸ҳ y...'s profileNe yasak tanırım Ne kura...PhotosBlogGuestbookMore Tools Help

Ne yasak tanırım Ne kural tanırım Ruhum bedenime dar bunalırım Üstüme gelme bak kafa tutarım Acımam tozu dumana katarım

Ben sen olamam Olursam eğer Kendimi kızgın ateşlere atarım Uymam sürüye uymaktansa Kendimi kurda yem yaparım...

☠▄▀▄▀ ☠ҳ̸ҳ̸ҳ yağmurrrrr ☠▄▀▄▀ ☠ҳ̸ҳ̸ҳ

Occupation
Location
kesinlikle ne istediğini bilmeyen insandır.Umutsuz gözükse de karamsar olduğu düşünülsede güzel bir müzik açıp sabaha kadar neşeyle kitap okuyacak kadar hayalı şeylerde mutluluğu yakalaya bilendir.Sevdiği bir yemeği yerken en güzel lokmayı sona saklayandır.Sevdikleriyle vakit geçirirken içinden yüzlerce kez zamanın durması gerektiğini tekrarlayandır.İki birayla sarhoş olup çılgınca dans eden,bir küçük birayı devirip bulaşık yıkayabilendir.Israra gelemeyen,ısrara geldikçe hayatından bezendir.Aslında insanlara o kadar kolay hayır diyemeyen çoğu zaman hiç evet demeyendir.Sırt çantasını topladığı gibi rüzgarın estiği yöne gidebilecek,gittiği yerde burada gökyüzü mavi değil diyerek dönebilecek bahane insanıdır.Hırslıdır hedefe ulaşana kadar kendini dünyadan sogutlar;çünkü önemli olan kendileri ve elde edebilecekleridir.Dünyaya sığmayan ve dünyayı aklına sığdıramayan bir kızdır.Etrafında olup biteni çoğu zaman görmez bile çünkü masalara inanmıştır bi kere öyle işte her şeye ragmen gülmeyi çok sevendir hemde çokkkk

Custom HTML

Custom HTML

 

Custom HTML

 
June 21

..

 
ne diyeyim..
bir dalganın en tepesinde taşınmış, taşınmış ve şimdi en sonunda bir kıyıya vurup, bırakılmış gibiyim. ne deniz kaldı ortalıkta, ne köpüklü su, ne parlak güneş.
kalbimi açıp gitti birisi. kaburgalarımı ayırdı, çıplak atışlarıyle kaldı kalbim ortalıkta. ve gitti o. kapatmadan göğsümü. kaburgalarım yavaşça kapanacak şimdi kalbimin üstüne, toprak, kar ve çamurla birlikte. bir çocuk azarlandığında omzunun düşüşü gibi.
vakitsiz ikindiler yaşıyorum bir günün ortasında, vakitsiz gün batımları. vakitsiz susuyor dünya, ve vakitsiz konuşuyor. en çok da uyku zamanlarında.
ne diyeyim..
yatakta yatmak yerine oturup kafanı duvara yasladığında anlıyorsun bunu karanlıkta. kafanı duvara yaslıyorsun omzunla birlikte ve uğunuyorsun acıdan. ya da onu da yapamıyorsun. o zaman anlıyorsun sözün tükendiği yeri, ya da yakarmanın ne anlama geldiğini.
şimdi orda değilim. söz var şimdi. söz olabildi nihayet. buna da şükür.
"geçecek, üzülme. sana ne kadar hiç geçmeyecek gibi gelse de göreceksin geçecek" dediğinde bir dostun, gerçekten geçmeyeceğine inanışını ama onu bunları söylediği için ne kadar da sevdiğini hatırlıyorsun. geçiyor gerçekten, hiç geçmeyecek gibi dursa ve geçtiği kadarının daha çoğu bazen yeniden başlasa da..
ne diyeyim..
asla sözcüğünü alfabetik sırasına aldırmadan dağarcığının en başına getirip koyuyorsun şimdi. ama anlayamadığın, engelleyemediğin, adını bilmediğin ikinci bir sen onu ordan alıyor sen görmeden. ve yerine anlamsız bir umut koyuyor. aptal olduğunu yeniden anlıyorsun. ama asla. aptal olsan da asla aptallık yapmayacaksın, biliyorsun.
ne diyeyim.
sakladığım tüm sevgimi senin için çıkarmıştım sakladığım yerlerden. ve ortaya dökmüştüm. oysa öyle yapmamalıydım. baştan beri biliyordum.
II
yaptıklarımı, yaşadıklarımı, hayatımı basitçe anlatmayı hep severdim.
derin sandığım duyguların sığlığını, düşündüm sandığım şeylerin mutlaka daha önce düşünülmüşlüğünü, kendimi farklı sandığım tüm diğer insanlarla ne kadar da benzediğimizi anlatırdım durmadan. ne kadar da zevkliydi bu. öyle bir haz verirdi ki sorma, sanki bir eskrim kılıcını dürtmüşüm gibi gövdeme. sanki tüm beceremediğim şeylerin acısını alıyormuşum gibi. sanki olamadığım şeyleri yüzüme çarpıyor ve oldum sandığım şeylerin aslında bir hiç olduğunu hatırlatıyor gibi.
şimdi basitçe anlatmak istemiyorum ama. oysa en basitçe anlatabileceğim şey bu. tek kelimeye bile sığacak kadar basit birşey.
ama istemiyorum.
halimi karmaşık benzetmelerin içine koyayım da kimse anlamasın istiyorum. ben de anlamayayım bu yaşadığımı. bu yaşadığım gerçek olmasın istiyorum.
mesela toprağından sökülüp kamyona yüklenmiş bir ağacın hala toprak bulaşığı köklerinden bahsedeyim. kim bilir hangi başka bir yere dikilecek, hangi başka bir toprağa kök salmaya çalışacak, kim bilir belki tutacak belki tutmayacak, belki yeşerip belki kuruyacak bir ağaçtan bahsedeyim. ve sen anla. o köklerde kalmış toprağın ne olduğunu.
ya da başka şeylerden bahsedeyim. kırık bir daldan, su alan küçük bir gemiden, bardakla o geminin suyunu boşaltmaya çalışan küçük bir çocuktan ya da aslında koskoca bir kuyudan.. içi karanlık, büyük ve derin..
bir sürü şey söyleyebilirim. birsürü fotoğraf gösterebilirim şimdiye dair. ama aslında hepsi tek kelime. işte kimse onu söylemesin istiyorum.
III
rüyamda gördüm seni. tam uyanmadan önce. tüm yaptıklarını tekrarladın o 8-10 saniye içinde sanki. hepsini. rüyada da yaşanabiliyormuş bunlar. rüyada da sevilip, rüyada da üzülebiliyormuş insan. nefes nefese uyandım. sanki o 8-10 saniye boyunca hiç nefes almamışım ama kalbim 8-10 dakika boyunca hızlanmış gibi. bağıracaktım nerdeyse, nefesim olsaydı belki.
heryerde aklıma geliyorsun. bir acı tat bu. bir burukluk. otobüste, yatakta, bilgisayar başında.. hele birlikte olduğumuz yerlerde, kaldırımlarda, sokaklarda, çarşılarda.. nasıl anlatayım, hatırladığın, hatırlamaktan utandığın, tekrarını istediğin, ama anında karşı çıktığın bir şey bu. gözümü kapatınca karşıma gelen yüzün.. her görüşte aşık olduğum yüzün... allahım..
tüm bunları yazmamam gerekiyor. seni kalbime gömmem, ve başına da bir mezar taşı kondurmam gerekiyor. ama yapamıyorum.
aslında yaparım. daha kaç gün oldu ki.
"zaman. sadece birazcık zaman."

ne diyeyim..
düşündükçe tüm beynime bulaşıyor gibisin. her hücreye giriyor, hepsine bir fotoğraf bırakıyor, hepsine bir şeyler söylüyor ve sonunda sırtımdan itiyor gibisin bir boşluğun içine beni.
belki ben çok büyütüyorum. belki aslında o kadar da çok sevmemiştim seni. kaldıramadığım sadece birden böyle yüzüstü kalakalmak belki de. neler düşünüp neler söylerken birden hepsini susmak zorunda kalmak..
"gidenlerin ardında bıraktıkları boşluk neden sanki her zaman varlıklarında doldurduklarından daha büyük oluyor?"
bilmiyorum.
nasıl bu noktaya geldik onu da bilemiyorum.
seni görmezden mi gelmeliyim, yoksa aklımda senden başka bir şey olamadığını kabul edip aklımdakileri yazmaya devam mı etmeliyim?
söyledikleri gibi aslında kimseye laf sokmaya hakkım yok. herkes kendi duyguları içinde kendi zorunluluklarını yaşıyor. ve yine söyledikleri gibi anlamak nefret etmeyi imkansız kılıyor.
yine de yazmak istiyorum. yazmak hasta mı eder beni yoksa artık kurtulur muyum senden bilmiyorum. ama bu işte..
eski hayatıma dönmeye çalışıyorum. annemin karnından seninle doğmadım sonuçta. ama sokağa çıktığımda kaybolmuş gibi oluyorum. otobüse bindiğimde boğazımda sürekli bir düğüm. cep telefonu elimde duruyor ama artık ne işe yarayacağını kavrayamıyorum. önceden ne yapardım ben bununla acaba.
filmler aldım. hepsi duruyor yatağın üstünde. sinemaya gitsem biliyorum yanımdaki koltuk daha çok üzecek beni.
senden önce yaptığımı hatırladığım bir şey var, yazmak. ama o da senden başkasına çıkmıyor artık.
ben meyilliydim zaten. yani üzülmeye, büyütmeye, böyle şeylere.. şimdi yeni bir fırsat çıktı belki de.

şimdi bir yabancısın. bunu kabul etmek çok da zor olmamalı. ben bir yabancı değil miydim sanki sana bunca zaman boyunca?
ağır gelen çok şey var aslında. ama bunları söylemeye hakkım yok.
aldanmış olsam da. saflığıma yanmak zorunda olsam da. ve kabullenmek istemediğim bir sürü durumun içinde olsam da, artık yakınmaya hakkım yok.
seni merak etmemeliyim mesela. sen artık kendi yaşamın içinde, kendi mutluluklarını yaşıyorsun. bunu sana çok görmemeliyim. dediği gibi dostun ben artık kendi derdime yanmalıyım ve toparlanmalıyım.
işimi buldum, evimi tutuyorum. tam da beynimin ikiye yarıldığı, uykunun çatlayan başıma bir türlü girmediği, uyuşamadığım, unutamadığım, ağlamanın her türlüsüyle tanıştığım ve her şeyin bittiği o gecenin ardında oldu bunlar. sen çıktın. bir yanım yıkıldı, ama bir yanım yeniden kuruldu.
sanki böyle olması gerekiyordu. benim daha fazla salak rolünü üstlenmemem gerekiyordu. yeni sayfanın böyle açılması gerekiyordu. hayırlı olsun, sana da bana da yeni yaşamlarımız..
ve bu da sana yazacağım son şey olsun.
image00002qh5.jpg
May 24

.......

 
 
 
Kaybetmek zorunda mıydım seni? Avuçlarımın arasından kayıp gitmek zorunda mıydın ben farkında olmadan? Oysa olabildiğince sarıp sarmalamıştım seni, sırf kaybetmemek için.. Bir daha gitmeni, benden uzaklaşmanı engellemek için. Fazla mı zarar vermiştim ki sana seni korumaya çalışırken? Öyle olmalı.. Yoksa neden beni bırakıp gidesin ki?
Seni sevdiğim, sana taptığım ve senden ayrılmak istemediğim için mi?
Sanmıyorum.. Biliyorum insanların kendilerine değer veren kişileri bırakıp gitmeyeceklerini.. Biliyorum sevildiği kadar mutlu olacaklarını ve mutlu olmak için sevenlerinin yanında kalacaklarını.. Ama sende öyle olmamıştı bunu da biliyorum. Sana değer verdiğim kadar uzaklaşmıştın benden.

Uzaklaştığında daha sıkı sarmıştım seni ince parmaklarımla.. Ama sen, ben seni sardıkça daha da uzaklaşmıştın benden. Bir kez kaybetmiştim zaten seni. Bunun bir kez daha olmasına izin vermeyecektim, vermemeliydim. En azından bu benim kendime verdiğim sözdü. Hesaba katmamıştım benden ne kadar nefret ettiğini. Hesaba katmamıştım başkalarını. Hesaba katmamıştım senin ona olan sevgini, onu ve onun sana olan sevgisini. Bu aşka başlarkan hiç bir şeyi hesaba katmamıştım ki.. Bir yılanın zehirinin insan vücudunda sinsice ilerlemesi gibi sende öyle ilerlemiştin bedenimde, farkında olmadan kabul etmişti kalbim seni ve daha sonra vücudum.. Karşı koyamamıştım sana hiç bir zaman. Elimde değildi ki bu. Ahh, elimde olsa şimdi bu halde olmayı ister miydim? İster miydim dokunuşlarını, tenime kondurduğun öpücükleri? İster miydim sanıyorsun belime doladığın kollarını, elime kenetlediğin ellerini? Peki ya sen? Sen bir kızı arkanda gözü yaşlı bırakıp gitmeyi ister miydin? Kendini onun kollarına bırakıp, ardından onu üzmeyi göze alarak bir başkasının kollarına atlamayı ister miydin? İstemezdim deme.. Seni üzmeyi göze alamam deme bana.. Burada senin için ağlarken bana bu sözcükleri sarfetme. Yazık.. Bana değil, sana yazık.

Yapmak istemediğin şeyleri yaptığın, beni istemediğin halde böyle bırakıp gittiğin için sana yazık. Ama mutlusun değil mi? Mutlusun.. Ona seni bırakmamasını söyleyecek kadar, onu kaybetmekten korktuğun kadar mutlusun.
Sen, yaşadıkların kadar mutlusun aslında. Peki ya ben? Beni bırakmamanı söyleyemeyecek kadar, seni kaybetmekten korktuğum kadar mutsuzum. Mutsuzum çünkü yaşadıklarım, yaşamak istediklerim değil. Yaşadıklarım sensizlik, yaşamak istediğimse sadece sensin.. Ve ben yaşayamadığım kadar mutsuzum.

Biliyor musun seni her gördüğümde gözlerinde dalıp gitmenin verdiği acıyı?
Sen hiç benim gibi sevdin mi ki bunu bileceksin? Hiç sevdiğinin gözlerinde kaybolduğunda bunun verdiği acıyı tattın mı ki? Hiç, onun seni sevdiğini düşünüp sonradan bir başkasıyla gittiğini farkettin mi? Ben farkettim..

Bir başkasıyla gittiğini, beni mutlu eden öpücüklerin artık başkasını mutlu ettiğini fark ettim ve sen yine birini mutlu ederken diğerini mutsuz etmiştin. Tıpkı beni mutlu ederken, bana değer verenleri mutsuz ettiğin gibi. Beni mutlu mu etmiştin? Ben böyle daha mı mutluydum? Ahh, beni bırakıp gidişin, gözlerime baka baka başkasını sevdiğini söyleyişin..

Özledim.. Beni sevdiğini bana anlatışını özledim. Elimi tutuşunu, öpüşünü, sarılışını en önemlisi başımı omzuna yasladığımda duyduğum o kokuyu özledim.. Parfümünü alıp her gece yastığıma sıkmak ve ona senmişsin gibi sarılmak.. Bunun bir insana ne kadar acı verdiğini bilebilir misin?
Anlayabilir misin her gece gözlerimden süzülen yaşların aslında seni ifade ettiğini? Görebilir misin gözlerimdeki aşkı, aşkımın içindeki seni? Ben görüyorum işte.. Senin gözlerindeki yaşların bir başkasını ifade ettiğini görüyorum.. Aşkının içindeki 'onu' görüyorum ve bunlar biraz daha gözlerimden akmana sebep oluyor. Anla artık.. Bu gözyaşlarının sen benim olmadan yitip gitmeyeceğini anla! Biliyorum benim olmadan asla rahat edemeyeceğim. Biliyorum, sana eskisi gibi sarılamadan, dudaklarına dokunamadan, kokunu içime çekemeden buralardan gidemeyeceğim.. Biliyorum sen bana sevdiğini söylemeden ben seni terketmeyeceğim..
 

........

üzgün_kız resimleri
 
 
 
Tam göğsünüzün ortasında bir yeriniz acıyacak..

Evinizin sizi içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksiniz..

Sokağa fırlayacaksınız, sokaklarda dar gelecek..

Tıpkı vücudunuzun yüreğinize dar geldiği gibi..

Ne denizin mavisi açacak içinizi, ne pırıl pırıl gök yüzü..

Kendinizi taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksiniz..

Birileri size bir şeyler anlatacak durmadan..

''Önemli olan sağlık.''

''Yaşamak güzel.''

''Boş ver her şey unutulur.''

Siz hiçbirini duymayacaksınız..

Göz yaşlarınızdan etrafı göremez hale geleceksiniz..

O'ndan ölmesini isteyecek kadar çok nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksiniz..

Hep ondan bahsetmek isteyeceksiniz..

''Ölüme çare bulundu'' ya da ''Yarın kıyamet kopacakmış'' deseler başınızı kaldırıp ''Ne dedin?'' diye sormayacaksınız..

Yalnız kalmak isteyeceksiniz..

Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak..

 ikisi de yetmeyecek. Geçmişi düşüneceksiniz..

 

Neredeyse dakika dakika, ama kötüleri atlayarak!

Onunla geçtiğiniz yerlerden geçmek isteyeceksiniz, gittiğiniz yerlere gitmek..

Bu size hiç iyi gelmeyecek ama bile bile yapacaksınız..

Biri size içinizdeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksınız..

Aslında kurtulmak istediğiniz halde, o acıyı yaşamak için direneceksiniz..

Hayatınızın geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksiniz...

Aksini iddia edenlerden nefret edeceksiniz..

Herkesi ona benzetip kimseyi onun yerine koyamayacaksınız..

Hiçbir şey oyalayamayacak sizi, ilaçlara sığınacaksınız..

Bir kaç saat kafanızı bulandıran ama asla onu unutturmayan..

Sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren..

Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek..

Boğazınız düğümlenecek, dinleyemeyeceksiniz..

Uyumak zor, uyanmak kolay olacak, sabahı iple çekeceksiniz..

Bazen de '' Hiç güneş doğmasa'' diyeceksiniz..

Ne geceler rahatlatacak sizi, ne gündüzler..

Ölmeyi isteyip , ölemeyeceksiniz..

Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önünüze çıkana sarılmak isteyeceksiniz, nafile..

Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek..

Rüyalar göreceksiniz, gerçek olmasını istediğiniz..

Her sıçrayarak uyandığınızda onun adını söylediğinizi fark edeceksiniz..

Telefonun çalmasını bekleyeceksiniz..

Aramayacağını bile bile..

Her çaldığında yüreğiniz ağzınıza gelecek..

Ağlamaklı konuşacaksınız arayanlarla..

Yüreğiniz burkulacak..

Canınız yanacak..

Bir daha sevmemeye yemin edeceksiniz..

Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinizden..

Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksınız..

Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğiniz için kendinizden nefret edeceksiniz..

Yaşadığınız şehri terk etmek isteyeceksiniz..

Onunla hiç bir anınızın olmadığı bir yerlere yerleşmek..

Ama bir umut..Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu..

Bu umut sizi gitmekten alıkoyacak..

Gel gitler içinde yaşayacaksınız..


Buna yaşamak denirse..

 

 

May 18

...........

 

Mutluluk neyle ilgili acaba?

Herkesin mutluluk anlayışı farklıdır muhakkak ya benimkiler?

Bir insan ufacık bir şeyden mutlu olur mu?
Ufacık bir söz , bir ses , minicik bir heyecan kalbinin en derininde yaşadığın ...

Bir demet papatyayla çalınan kapı , elleri kolları sadece sevgi dolu bir kadın...

O an papatyalara odaklanamazsın zaten
Tek gördüğün eli kolu dolu olan o kadındır düşündüğün ...

Papatyaları sonradan farkedersin ...

Bir de mis gibi susam kokusudur akılda kalan , sıcacık İstanbul simidinin kokusu ...

Onun yüzü gülünce senin de bütün keyifsizliğin alır başını gider bir anda ...

Çünkü o an için önemli olan tek şey kucağı papatyalarla dolu olan
o zarif kadındır.

Onunla her şey anlamlı diye tekrarlar buldum kendimi.İçimden sürekli bunu söylediğime şahit oldum.

Yollar , yürüdüğümüz sokaklarda bıraktığımız izler...

Kahkahalarla gülerken , en olmadık anda gözlerimden akmak isteyen ama hep tutulan damlalar ve bunun sonucu yüzümün allak bulak olması , ondan gözlerimi kaçırışlarım , işi şaklabanlığa vurmak isterken daha da dibe batmalarım ...

Sonrasında onun ellerinin önce alnımda , sonra buklelerimde gezinmesiyle tamam dedim kaçınılmaz son ...Yapma ablam ne olur ?

Yine de tuttum kendimi dün ...

Sadece , ağlama sakın! Şimdi olmaz! Ne güzel bir gün , hiç olmadığın kadar huzurlusun , havada mis gibi portakal çiçeklerinin kokusu ...

Sakın !

Şimdi değil !

Dönüşe sakla !

Onunla gülüşerek ayrıl ondan sonra ne yapacaksan yap !

Kulağındaki müziğin sesini sonuna kadar aç , yürü , aldırma kimseye bağırarak eşlik et şansına ne çıkarsa ??

Hayretle bakan gözlere aldırmadan yap bunu hem de ...

Kime ne ki?

Hayat geçiyor heyyyy !

Yadırgasınlar umurumda mı ?

Şarkı söylemek istedim ve söylüyorum , ağlamak mı istedim ?Ağlıyorum ...

(Yok ben yine de toparlanayım onu da üzmenin anlamı var mı?)

Güzel anlar biriktirdik yine dün ...

Aldırmadık , güldük , konuştuk , iyi olanları da kötü olanları da , hayatımızda ne olup bitiyorsa işte , sadece anlattık birbirimize ...

Özlem var her defasında , anneye , babaya , oğluşa ...

Zaten ne var ki birbirimizden önemli olan ...

Aileden önemli ne olabilir ki ?

Günlük yaşantın içinde boğuştuğun , ama düşündüğün zaman kendini boşa sıkıntıya soktuğunu anladığın , dağıldığın , kafaya taktığın soruncukların ...

Evet soruncuk hepsi , üstesinden gelinir , boş verilir , aman sende üzüldüğün şeye bak denilir.

Dersin her defasında ...

Önemli olan özlediklerinin sağlıklı olması , hayatta olmaları ,

sesini duyabildiğin her güne şükretmektir.

Önemli olan bu işte , gerisi gerçekten boş ve yorucu ...

Yetmedi yine de ...

Hep uzattık yolu durmak istemedik bitmesin diye bu güzel gün ...

Her zaman aynı tadı yakalayamıyor ki insan

                                                                            Bitmeseydi dedik ...
                                                                 Bu yazının sonu da gelmedi işte
                                                                                Gelmesin ...

                                                                      
                                                          
May 16

........

 

Susarak,içten içe başlayan ve ansızın nefes alırken ağzımızdan kaçırdığımız dua kelimelerine benzeyen şeyler dolanıyor dudaklarımda. Seni seviyorum… Seni çok seviyorum…

Duyulmasını istemediğim için değil bu sessizliğim. Yalnız senin yağmurlarında ıslatmak için çabalıyorum. Yalnız senin damla damla gözlerine hissettirebilmek için,bu denli sakince söylüyorum. Seni seviyorum… Seni çok seviyorum…

Bir aşk doğdu bundan yüzyıllar önce. Dünya varolduğunda,her şey tanrı tarafından yerli yerine konduğunda,bir de aşk doğdu… ‘Aşk melekleri’ne gönüllerince özgürlük verildi önce. ‘Gidin istediğiniz yeri kendinize ev,bağ,bahçe,dünya cennet yapın,’diye. Bazıları çok şanslıydı bu meleklerin. En şanslıları hiç beklemediler. İlk kurdukları dünyaya Adem ile Havva’yı buldular. Onlar aşık oldular birbirlerine. İlahi bir emirdi var olmaları. Tabii aşık olmaları da öyle! Karşı konulamaz,reddedilemez bir emir. İlk aşk meleği görevini yerine getirdi. Adem ile Havva örnekti. Bir numune. Diğer aşk melekleri için,ne yapacaklarına dair,basit bir şarkı. Bu şarkıyı söylemeleri gerekiyordu. Fakat diğer tüm meleklerin başka notalar,başka sözler bulmaları gerekecekti. Başka şiirler,başka dağlar,başka cennetler. Bu yüzden dağılmaları gerekiyordu. Bütün evrene dağılmaları. Bulacakları beşiklere bebeklerini koyup,onları ninnilemeleri gerekiyordu. İlahi bir şurupla,yüce bir sesle,bambaşka bir şefkatle…

Böyle böyle dünyanın dört bir tarafına dağıldılar. İlahi,kutsal,yüce görevleri vardı bu elçilerin. Aşk melekleri kendilerine evler bulmalıydı. Zamanla bir bir bütün melekler kendilerine kerpiçten,tuğladan,ağaçtan binalar yapar gibi;sevgiden,hüzünden,birliktelikten yıkılmaz sarsılmaz evler inşa ettiler. Bu evler çoğaldı çoğaldı çoğaldı… Binlerce,on binlerce,yüz binlerce…

Evlerini yapan melekler bebeklerini büyütmeye başladılar. Yüz yıllık,bin yıllık uykular başladı. Uyanmaları için çalıştılar. Bu bebekler uyandığında aşk meleklerinin görevleri sona erecekti. Görevleri iki kalbi birleştirmekti. İki ruhu tek bir bedene hapsedebilmekti. Ama önce bu bebekleri cennetimsi şarkılar söyleyerek,mücevher kundaklarına sararak,gümüş nefesli neylerle avutarak uyandırmak gerekiyordu. Bu ney sesleri yüz binlerce yıldır çaldı,çalıyor,çalmaya devam edecek. Bu sese uyanan bebekler oldu. Altın taslardan biberonlarına aşk şerbetleri dolduruldu. Cennet şelalelerinden alınan bir avuç su,cennet hurmalarının aromalarından bir tutam,tanrının nefesinden bir dirhem ile hazırlandı bu şerbetler. İçen bebeklerin gözleri oldu. Gözleri pembemsi,yakamoz,gümüşi bir tabloya benziyordu. Denizde ay ışığı eşliğinde dans eden balıkların tablosuna benziyordu. Dudakları yaşamanın serin çığlıklarıyla doluydu. Sessiz,sakin,asil bir çığlıkla.

Böyle binlerce bebek uyandı. Hepsi büyüdü,serpildi. zamanı gelenler can buldu. Aşk melekleri bu yavruları,uçmayı öğrenen yavru kuşu annesi nasıl atıyorsa yuvasından,uzaklaştırdı… İki ruhun tek bir bedene kanatlanması gerektiğinde aşk melekleri teker teker kayboldu. Bazı aşklar,bebekliklerini çok güzel yaşadıkları için dillerden dillere dolandılar. Sonsuz,ilahi,karşı koyulamaz emre sonuna kadar itaat etti bu bebekler. Leyla ile Mecnun birleşti böyle. Kerem ile Aslı. Ve binlercesi…

Binlerce bebekten bir tanesiydi bizim aşkımız da. Yüz binlerce sene uyudu. Uyuttu aşk melekleri. Bembeyaz pamuktan ellerinde tuttular. Bir zarar gelmesin diye. Ta ki bu aşkı koruyacak biri gelinceye kadar dokundurmadılar. Korudular… Ta ki bir yağmur yağana kadar. Simli,pırıltılı bir yağmur. Nurlu bir yağmur! Senin geleceğini haber verdiler meleklere. Bir bebek daha uyanacaktı. Senin doğumunla olacaktı bu sevgilim… Senin doğuşunla bizim aşkımızın bebekliği de uyanacaktı. Açacaktı gözlerini minnacık ama bin yaşında. Küçücük elleri tıpkı senin ellerin kadar. Bizim bebeğimiz yani aşkımız. Aşk melekleri senin doğuşunla beraber aşkımızı uyandırdılar. Bizim aşkımız için neyler sustu artık. Senin minicik avuçlarına,mis kokan tenine,hanımeli gözlerine,alnına yazıldı aşkımız. Senin içine sindi. Orada korudu kendini,orada korundu yıllarca…

Senin doğuşunla başladı bizim aşkımız. Sen doğdun ben doğdum. Sen doğdun,benim de doğmam gerekti. Aşkımız uyandı cennetlerden,neylerden,nehirlerden beslendikten sonra. Leyla ile Mecnun’un aşklarının arkadaşıydı bizimki. Gün geldi aynı cennet ağacının gölgesinde yan yana yattılar. O büyüdü gitti. Bizimki bekledi. Yüz yıl,iki yüz yıl bekledi. Sonra doğdu,koşarak,ağlayarak,yana yakıla seni beni arayarak. Geldi buldu sonunda bizi. Kondu yüreklerimize. Bir daha da kalkmadı. Kalkmayacak da. İlahi,tanrısal,sonsuza dek uyulması gereken helal bir şey,cennet mühürleriyle mühürlenmiş bir şekilde…

İyi ki doğdun sevgilim. İyi ki doğdun da,bebeğimizi uyandırdın. Bizim aşkımız seninle yaşıt. Sen doğarak başlattın bu aşkı. İyi ki doğdun sevgilim,bebeğimize can verdin,nefes verdin,meleklere özgürlük verdin.

Bu bebek; senin tepesi karlı,yamaçları yeşil içinde,etekleri nehirlerle ıslanmış dağlara benzeyen yüce kalbinin,altınımsı aynalarla çevrili beşiğinde yatıyor. Ben de bu beşiğin başında yüz binlerce yıl beklemek üzere bekçiyim. Elimde silahım,yüz başlı ejderha da olsa buraya gelecek,seni korumak,bebeğimizi korumak için uyanığım. Senin doğumunu kutluyorum her gün bu kapının önünde. Yüzüme denizden damlalar çarptıkça,rüzgarlar beni ürkütmeye kalkıştıkça ben şarkılar söyleyerek bekliyorum burada.

Her gün ciğerlerime yalvarıyorum;ne olur yırtılmayın,ben deliler gibi haykırdıkça. Ben haykırdıkça bebeğimizin gamzeleri kocamanlaşıyor. Gözlerinde tablo tablo,renk renk mevsimler açıyor. Ve ben haykırıyorum: Seni çok seviyorum… Seni çok seviyorum… Seni çok seviyorum…

Alabildiğine değil artık,

Hiç olmadığı kadar derin

Hiç bilinemeyecek,taklit edilemeyecek kadar

Sonsuz kadar,

Cennet kadar,

Bana olan aşkın kadar gül bugün…

Ve sade yüzünle değil,

Yüreğindeki aşkını kat,

Dualarını kat,

Gözlerinde kimselerin göremediği gülücüklerle

Açmamış tomurcuklarına seslene seslene

Kahkahalarla,

Gül bugün…

Bugün alabildiğine gül.

Bugün kana kana gül…

Güllere gülmeyi,

Güzel güzel açmayı,

Bahar gibi kokmayı öğreterek gül…

Bugün gülebildiğin kadar gül.

Gönlüne düşecekse bir hüzün,

Erisin bu gülüşlerle karşılaştığında..

İşte o kadar gül.

Sevdiklerin oldukça yaşarsın,

Durursun.

Seni sevmeyi öğrenirim ben,

Sen nefes alırsın.

Ben aldığın her nefese bir şiir yazar,

Seni sever dururum.

Olacaksa böyle olsun.

Sevileceksen böyle sevil,

Zaten böyle sevildikçe bil ki,

Ömrün çoook uzun olacak…

Söylemesem de,

Bunu sen de biliyorsun…

 
 
 
 
Photo 1 of 61
 
 myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsmyspace layouts, myspace codes, glitter graphicsmyspace layouts, myspace codes, glitter graphics
 
 

 
    HOŞGELDİNİZ  
    ZİYARETİNİZ İÇİN TEŞEKKÜRLER
            BÜTÜN GÜZELLİKLER SİZİNLE OLSUN
                    MELEKLER HEP BAŞUCUNUZDA OLSUN,
                               YİNE BEKLERİM...

 
               
                             
                                                           
 
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
 

54 - Kamer suresi Ayet mealleri 

Bismillahirrahmânirrahîm 

51.Andolsun, biz sizin gibileri hep helak ettik. Fakat var mı düşünüp öğüt alan?

52.İşledikleri her şey ise kitaplarda kayıtlıdır.

53.Küçük, büyük her şey satır satır yazılmıştır.

54.Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar cennetlerde, ırmak başlarındadırlar.

55.Muktedir bir hükümdarın katında, doğruluk meclisindedirler.

 

 

Hadis

Ravi : İbnu Amr İbni`l-As

 Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki:

 "Dört haslet vardır; kimde bu hasletler bulunursa o kimse halis münafıktır. Kimde de bunlardan biri bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendinde nifaktan bir haslet var demektir: Emanet edilince hıyanet eder, konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, husumet edince haddi aşar."

HadisNo : 5765

 
 

Söz

Evlendinse mesut et.

Çocuğu terbiye et.

 
bu gece ve yarın ki özel gün hayırlara vesile olsun inşallah.
 
selam ve sevgiler. mutluluklar dilerim. 
 
2 hours ago


Hasret Taslari

Gönlüme diktigin sevda gülleri
Acılmadan önce solar mı sandın
Ölümsüz askıma elveda derken
Yerin baskasıyla dolar mı sandın

Sevdana düseli ömrüm cileli
Bakısların beni eyledi deli
Aramızda esen ayrılık yeli
Gelmeden sona erer mi sandın

Aşkını yasarım gönülde, serde
Sayende düsmüsüm cekilmez derde
Beni bu yoldan döndür de
Attıgı tükürügü yalar mı sandın

Gönlüme doldurdun hasret tasları
İnlettin seherde öten kusları
Gözümde dökülen kanlı yasları
Pınardan akan sular mı sandın

 


CUMANIZ MÜBAREK OLSUN

DUALARINIZ KABUL OLSUN

İYİ GECELER TATLI RÜYALAR

ALLAHA EMANET OL

CANIM ARKADAŞIM


3 hours ago
3538564037_770a3cb03b_b-1.jpg picture by gerdhortz
 
 A friend is someone you love.
Not that you are "in love" with them,
but you care about them...
 and you think about them...
 when they are not there!
******************
******
*
Merhaba canim arkadasim Yagmurrrrr iyi geceler ve tatli rüyalar.
Kendine iyi bak
Sevgilerimle öpüyorum Tine
May ALLAH bless you always
4 hours ago
Zeynel akwrote:
 

 

 

 

 

Sevgisiz Olmuyor!

 

sevgi, ilkbaharda açan,
kır çiçeğidir.
kimbilir, belki de,
saçlarımızı ıslatan nisan yağmuru.
olmazsa olmazlarımızdan,
hayatın gerçeğidir.
sevgisiz hayat, yorgansız yatak gibidir.
sevgi, sevgilinin yolunda,
eriyip yok olmaktır.
kimbilir, belki de karların altından,
utana utana başını uzatan kardelendir.
sevgi, mutlu olmanın yolunu,
arayıp, bulmaktır.
sevgisiz hayat, meyvesiz ağaç gibidir.
sevgi, sevgili için severek çile çekmek,
belki de dünyadaki herşeyden geçmektir.
belki konuşmadan meramını anlatmak,
hiç karşılık beklemeden,
her fedakarlığı yapmaktır.
sevgi cesarettir,
sevgisiz insan çorak toprak gibidir.
sevgi, İbrahim olup,
Nemrut'un ateşine girmektir.
Yusuf olup, karanlık kuyuda,
sabırla beklemektir.
Yakup olup,
evladının kokusunu duymaktır.
sevgisiz hayat kuru yaprak gibidir.

 

Adem Uysal

 

 

SAĞLICAKLA KALIN….

ALLAHA EMANET OLUN…

 

 

CUMANIZ MÜBAREK OLSUN...

 

 

 

    

 
6 hours ago
7 hours ago